Bateri Tarihçesi

 Yeryüzü üzerinde insanlığın var oluşundan buyana bilinen en eski çalgı türüdür.

Davul, Vurmalı Çalgılar ailesinden bir ritim elemanıdır. İlk insanın konuşma dili öncesinde duvar yazıları, duman ve vurmalı aletlerle iletişim kurduğu düşünülmektedir. İlkel yaşam şartları içerisinde geniş alanlara yayılmış insanların komşu köy ve kabilelerle haberleşmesinde, yaklaşan düşmanları ya da vahşi hayvanları korunmak için birbirlerine haber vermesi ya da uzaklaştırması için kullanılan vurmalı aletler Davul’un ataları olan Tamtam’lardır. Kabilelerin şölen, düğün, savaş, zafer kutlamaları veya dini törenleri, cenazeleri esnasında kullandıkları iletişim araçlarından en önemlisi vurmalı çalgılardır. İlk çağlardan, gelişmiş uygarlıklara kadar vurmalı çalgılar daimi olarak yaşamsal ritüeller içerisinde yerlerini korudular. Hayvan derilerinin yumuşatılarak incelik ve kalınlıklarına göre ahşap bir kasnak veya çömlek üzerine gerilerek elde edilen bu vurmalı aletler şekillendirilmiş ağaçtan sopalarla veya iki elle sesin ulaşacağı uzaklığa göre yüksek ya da hafif darplarla icra edilirdi. Kasnaklara gerilen derilerin inceliği ya da kalınlığı tiz ya da pes sesleri oluştururdu. İnsanoğlu davullar eşliğinde atların sırtında ya da koşarak savaşlara gitti. Kıtaları denizden keşfederken dev kalyonlar davullar eşliğinde yüzlerce kürekçiye çektirilirdi.

Ritim genel olarak belli bir yürüyüş hızında, düzenli ilerlemek olarak tanımlanabilir. Örneğin kalbimiz 1 dakikalık süreçte düzenli olarak 65 vuruşla, bedenimizin hayatı sağlıklı yaşayabileceği ahengi sağlar. Saatler, saniyelerin ritmik vuruşlarla, aksamadan sıralanmasıyla çalışır. Süreleri uzamadan veya kısalmadan geçen saniyeler, zamanlamamızı düzgün yapmamızı sağlar. Ritim hayatın içerisindeki ahenk ve düzenin yanı sıra bir kuraldır. Yaşamımızın içerisinde uyduğumuz birçok kural kadar gereklidir. Sağlık kuralları, trafik kuralları, saygı kuralları hayatta ne kadar önemliyse ritmik kurallar da müziğin içerisinde o kadar önemlidir. Ruhumuza ve kulağımıza hoş gelebilecek belli tonaliteler içerisinde yazılmış uzun ya da kısa beste, şarkı ve benzeri müzik formları ölçüler halinde hecelere bölünmüş müzik cümleleridir. Ölçüler eserlerin iç yürüyüş düzenlerini belirler ve esere ahenk verirler. Bir eserin ritmi, belirlenen ölçünün sayısında tek düze olmayan vuruşların düzenli birlikteliğinden meydana gelir.

Orkestralardaki vurmalı çalgılar topluluğuna Bateri denir. Topluluğun içinde beş adet davul, ziller, trampet, tomtom ve pedallar bulunur. Davul çalmak için kullanılan ahşap sopalara baget denir. Davulun fırça veya tokmak yoluyla icrası müzik türüne göre değişir. Davulun gövdesi ahşap veya metal silindirden oluşur. Gövdenin iki yüzüne gerilen parşömen (kurutulmuş deri) veya hayvan (dana, geyik) derisi tını rengini oluşturur.

Modern orkestraların kullandığı ritim aletlerinden timpal, timpani çelik, bakır veya pirinç gibi madeni silindir kasnaklardan yapılmıştır. Kasnakların çevresinde bulunan kelebek mandallar davulları akort etmeye yarar. Bongolar bilinen en küçük ritim aletlerindendir. Küçük kovaya benzeyen ve çift olarak iki elle icra edilen bu minik davullar Afrika kökenli olup, dans orkestralarının icralarında kullanılmaktadır.

Davulun yapısı

Davul, en basit çalgılardan biridir ve iki temel parçadan oluşur. Bunlardan biri boru ya da silindiri andıran kasnaktır. Kasnak tahta ya da metal olabilir. İkincisi bu kasnak gövdenin bir ya da iki yüzüne gerilerek geçirilen ince dana derisi ya da benzeri esnek bir malzemedir. Gerilen bu malzemeye “davul derisi” denir. Davul, derisine elle ya da sopayla vurularak çalınır. Bu sopaya “davul tokmağı” da denir.

Eskiden davul basit biçimde yapılırdı ve genellikle ritim tutmak için çalınırdı. Ama belirli nota ya da tonlarda ses çıkarabilen davul çeşitleri de vardır. Modern orkestralarda kullanılan timbal ya da timpanibu türdendir. Bu çalgılar, akort edilerek yüksek ya da yumuşak tonlarda çalınabilir.

 

Timballer, pirinç ya da bakırdan yapılma yarı küre biçiminde davullardır. Davul derisi olarak parşömen (kurutulmuş dana derisi) ya da plastik kullanılır. Çalgı, derisi kelebek vidalarla ya da pedallarla gerilip gevşetilerek akort edilir. Bir orkestrada değişik boyutlarda iki, üç ya da daha çok timbal kullanılabilir.
Bongo, akort edilebilen bir davuldur, ama ses değişimleri daha az belirgindir. Bongolar, küçük kovaya benzer ve dans orkestralarında çalınır. Çoğunlukla çift kullanılır, dizler arasında tutularak elle ya da parmaklarla vurularak çalınır. Bongonun Afrika kökenli olduğu sanılmaktadır.
Konga, Afrika kökenli bir başka davuldur. Konga davulu büyük ve silindir biçiminde bir çalgıdır. Hem Amerika Yerlileri hem de Siyah Afrikalılar tarafından haberleşme davulu olarak kullanılan davullaratamtam adı verilir. Tamtamlar genellikle elle çalınır
 Bas davul, en büyük davuldur. Bas davulun çapı çok geniştir. İçi boş silindir biçiminde, tahtadan bir gövdesi vardır. Davul derisi gövdenin ya bir yüzüne ya da her iki yüzüne birden gerilir. Bas davullar perdesi belirsiz, derin, gümbürtülü bir ses çıkarır. Gök gürültüsü ya da top ateşi gibi bazı etkiler yaratmak için kullanılır. Askeri bandolarda kullanılan bas davul, çok ağır olduğu için özel bir taşıyıcının üzerine oturtulur.
 Kirişli davul ve trampetler, boru biçiminde küçük davullardır. Hem orkestrada hem bandoda çalınır. İnce demir ya da kiriş tellerin tuttuğu davul derisi parşömendendir. Bunlar gerildiği zaman davul keskin ve tiz bir ses, gevşetildiği zaman tok ve daha pes ses çıkarır.

Türk Kültüründe Davul

Türklerin de en eski vurmalı çalgılarından biri davuldur. Davul, Türklerin eski dinleri olan Şamanlık’ta dinsel törenler sırasında çalınırdı. Şaman din adamları kötü ruhları davul çalarak kovarlardı. Türkler Müslüman olduktan sonra davul eski işlevini yitirdi. Tuğ ve sancakla birlikte devletin egemenlik simgesi oldu.

Türklerde davul Osmanlı döneminde hem mehterhane adı verilen bandoda, hem de halk müziğinde kullanıldı. Askeri müzikte kullanılan davullar büyük çaplı ve tek yüzü deri kaplıydı. Yere koyularak tek ya da çift olarak çalınan bu davullara kös denirdi. Bunların biraz daha küçüğü atın iki yanına bağlanarak da çalınırdı.

Türk Kültüründe savaşlarda Davulun Kullanım alanına göre adlar.

Davulun, müzikte kullanılmasından başka, haber aracı olarak çeşitli işlerde kullandığı zamanlar olmuştur. Yalnız başına ilan ve haber verme işlerinde, bekar odalarında, hanlarda, şehirlerde, akşam kapilar kapanırken, yangın haberinde, fetih haberinde, savaşta dağılmış askeri bir araya toplamakta, divan kuruluna haber vermek işlerinde, askeri saf düzeni alınmasını işaret etmekte ve kale kuşatmalarında düşman tağımlarının yerini bulmakta kullanılmış olduğu bilinmektedir.

  • Tabl-ı beşaret : Bir kale fethedildiği zaman çalınan davula verilen isimdir. Fetihler, fatihleri olan hükümdarlar tarafından fetihname veya beşaretname denilen mektuplarla komşu hükümetlere ve yurt içindeki şehirlere bildirilirdi. Fetih haberi alan şehirlerde, kalelerde fetih şenlikleri yapılırdı. Tabmı beşaret denilen davul çalınması da bu anlamdadır. Mısır seferinde Tumanbay ele geçirildiği zaman Yavuz Sultan Selimin huzuruna “tabl-ı beşaret” gümbürtüleri ve top gürültüleri arasında törenle çıkarılmıştı.
  • Tabl-ı asayiş : Savaşta gece bastırınca askerin dağılarak birbirinden ayrı düşmemesi için çalınan bir ritmdir. Asayiş davulu çalındıktan sonra çarpışmaya son verilir, herkes olduğu yerde kalır ve etrafa karakollar kurularak sabah olması beklenirdi.
  • Tabl-ı cenk veya saf: Savaşın başladığı anı belirlemek için çalınan davul tarafından yapılan bir çalış biçimidir. Bazen köşün (kös, tek derili olup madeni büyük bir kase üzerine gerilen deve ve benzeri hayvan derileriyle kaplı, iri bir çift tokmağı olan büyük duvallara denir.) katılmasıyla da çalındığı olurdu. Saf vuruşu çalındığında asker, bir çeşit savaş düzeni olan saf oluşturur ve bu şekilde savaşa girilirdi. Bundan böyle, XVI yüzyılın sonlarına kadar savaşlarda saf oluşturularak davulların ve köslerin saf usulü vurması devam etmiştir. 1402′de ankara Savaşında Sultan Yıldırım Beyazıt, Timura karşı savaşa başlarken saf çalınıyordu: “Sultan Beyazıt sancakları çözdürdü. Kösler çalındı, saf–ber–saf bağlandı”. Fatih Sultan Mehmet, Kara Buğdan kazasında, “Padişah buyurdu: Hey gaziler ne durursunuz, qayret-i islamdır. Ve illa saf saf olup alaylar bağlansın” dedi.
  • Tabl-ı cenk-i harbi : Biten savaştan sonra divan toplantısını haber vermek için çalınan davullara tabl-ı cenk-i harbi denir. 1456da Varnada, baskıncı Kazaklar yenilgiye uğradıktan sonra cenk-i harbi davulları ile divan kurulmuştu. “Bade Paşanın seraperdesi gelüp cümle orduyu islam tınab tınabe çataçet kurulup, cenk-i harbi tabılları döğdürüp divan-ı padişahi oldukta” ifadeleri kayıtta mevcuttur.
  • Tabl-ı derbent : 17. yüzyılda kervansaraylarda, hanlarda ve bekar odalarında ve şehir kapılarında, yatsıdan sonra kapılar kapanacağından kimsenin içeri alınmaması veya dişarı çıkarılmaması veya dişarı çıkarılmaması için verilen işaret üzerine çalınan davullardır. Bu yüzyılda Malatyada bekar odalarında, Rumelide sınır kalelerinde, Tatvanda davul çalınıp kapılar örtülürdü. Tatvanda eskiden Süleyman Han (Kanuni zamanında) “Zal paşa burada müfid ve muhtasar bir kala bina ettürüp derbend çalınır olmuştu”.
  • Tabl-ı orduğah nöbetleri :  Ordugahı koruyan karakol erlerinin ve kalelerde nöbet bekleyen erlerin uyumaması için çalınan davullardır. Bu davullar çalarken yektir Allahdiye bağırırlardı. Mahmut Şevket Paşa da bunu şöyle bildiriyor: “Orduğah ve kalada asker hal-i teyakkuz ve intibah üzere bulundurmak için davul çalınır idi. Tablzen davul çaldıkları vakit ara sıra yektir Allahdeyü bağırırlar ve davulu ol vezinde çalarlar idi” demektedir.
  • Tabl-ı lağım bulma :  Kale kuşatmalarında düşmanın, kale duvarlarını yıkmak için lağım kazıp kazmadığını anlamaya yarayan hassas davullara denir. Bunlar, yere dikili iki ağac üzerine oturtulur ve üstüne çomağı bağlanır. Tokmak titrerse düşmanın kazma faaliyetinde bulunduğu anlaşılır ve derhal karşı önlem alınırdı. Türkler bu yönetimi Kanuni Sultan Süleymanın Rodos kuşatması sırasında bulmuşlar ve uygulamışlardır.

15. yüzyılda da davul içine darı ve büğday koymak suretiyle düşman lağımları araştırılmıştır. 1657′de Kazakların Özü kalesini kuşattıklarında, kalede bulunan Evliya Çelebi “Lakin onların lağım hilelerinden havf edüb kalanın içinde, divanlarında lağım yerleri arayup, kala divanları üzerine davullar koyup, davulların içine darı ve buğday döküp lağım hilesi gözetirdik. Küffar kala temelinü kazıp lağım ederse, davullar üzere darılar lağımcıların külüngü darbesinden sıçraşırlar, hamdullah öyle bir lağım hilesi duyulmadı” diyor.

Tarihin ilk çağlarından beri Asyada Hunlar, Mezarotamyada Sümerliler tarafından kullanıldığı anlaşılan davulları, Romalılar çarpıştıkları Hun ve Avarlarda görmüşlerdi. Avrupaya geçerek tanıtılıp yerleşmesini sağlayan ise XVI yüzyılda Osmanlı Türkleri olmuştur. Türk ordu mızıkasının baş sazı olan davul Avrupada “Turkische trommel” ve “tambour des Turcs” diye anılmaya başlamıştı. Osmanlı mehterhanesinden örnek alınarak Avrupada kurulan takımlardan, sanat musikisine de geçmişti. Bestesi Gluck, Mekke hacıları Operasında 1764 yıllarında davula yer vererek eserin içinde zille birlikte icra ettirmişti. Yakin Doğu memleketlerinde de daul, türklerden kalmalığını ismi ile birlikte sakladı: 1809da davula Mısırda “tabl Tourky” (tabl-ı Türki) libyada “toultanen Dourgnı (tabl-ı sultan-i Türki)” deniyordu. 1778′den 1854′e kadar geçen sürede, Villoteau, Mozin, Boistse ve başkanları tarafından davulların Türkmen kökenli olduğu iyice belirtilmiştir. Spontini La Vesatane (1807) ve Fernan da Cortes (1809) operalarında kullanıldıktan sonra davula orkestrada da yer verildi. Bethoven, savaş senfonisinde (1813) davula top gürültülerini canlandırtdı. Berlioz, Faustdakı Macar Marşında, Rossini ile Vagner de operlarında davul kullandılar.

Orkestralarda davul :

Orkestralarda davulcular büyük bir rol oynarlar. İkinci bir şef olarak orkestrada tempoyu ve ritmin düzenini sağlamakla görevlidirler. Bunun yanı sıra timpaniler ya da diğer perküsyon çalgıları çalınan melodileri dinamik veya gösterişli hale getirip süsleyebilirler. Vurmalı çalgıların da notaları vardır. Notalar genelde do anahtarı üzerinde yazılır ve timpani dışında tek notada vuruşlar belirtilebilir. Çünkü enstrümanlarda belirli notaları tutturmak çok zordur. Timpanide ise davulların boyutlarına göre notalar incelip kalınlaşabilir. Örneğin bir orkestrada 4 timpani varsa (23″, 26″,29″ ve 32″ lik) 4 farklı notayla bir eserde belirtilebilir. Tabi bu eserleri çalmadan önce çalgının akort edilmesi gereklidir.

 

Tanınmış Türk bateristlerin arasında

Okay Temiz,

Selim Selçuk,

Volkan Öktem,

Kerem Kabadayı,

Burak Gürpınar,

Güray Mumcu,

Onur Ertem,

Akyan İlkan,

Doğaç Titiz,

 yabancı bateristler arasında ise

Art Blakey,

Tony Williams,

David Silveria,

Vinnie Colaitua,

Dave Weckl,

Steve Gadd,

Dennis Chambers  sayılabilir.

 

Kaynakça :  

http://tr.wikipedia.org

47  Sözer, V., “Müzik Ansiklopedik Sözlük”, Remzi Kitapevi, 4. Basım, 1996, Istanbul, sf. 207.

48 Konyalı, I.H., “Istanbul Sarayları”, sf. 38.

49 Ügel, B., a.g.e. sf. 160.

50 Süzer, V., “Müzik Ansiklopedik Süzlük”, Remzi Kitapevi, 4. Basım, 1996, Istanbul, sf. 408-409.

51 Ügel, B., a.g.e. sf. 164.

52 Gazimihal, M. R., “Türk Askeri Muzıkaları Tarihi”, Maarif Basımevi, Istanbul, 1955, sf. 3.

-  http://musigi-dunya.az

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,